ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

 

Ali DEMİR

SSK. Emekli Sigorta Müfettişi

 

Sigortalıların, bazan aynı süre içinde değişik sosyal güvenlik kurumlarında veya aynı kurumun ayrı sisteminin içinde yer aldığı görülmektedir.

Sosyal güvenlik sistemimizde yeri olmayan bu çakışan sigortalılık genellikle emeklilik sırasında anlaşılmakta ve çözümü için ise yargıya kadar uzanan bir sürecin içine girilmektedir.

3395 sayılı Yasanın çıktığı 1987 yılına kadar yoğun olarak yaşanan çakışan sigortalılık süresi olayları azalmış olsa da günümüzde de yaşanmaktadır. O dönemde inşaat-taahhüt işiyle uğraşan küçük ve orta ölçekli işletmelerin pek çoğunda akraba ve tanıdıklardan oluşan sözde sigortalılar vardı. Bunlar işçilik oranının doldurulması amacıyla işverenin her işinden kuruma bildirilmekteydi. O zaman naylon sigortalı olarak tanımlanan bu topluluğun kahvede geçirdikleri süre çalışma gün sayısı olarak kuruma bildiriliyordu. Bunlardan ölmüş olanların dahi çalışıyor gibi yıllarca sigortaya bildirildiğine çok tanık olmuşuzdur. Bunların içinde kendi adına bağımsız çalışanlar hatta T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olanlarda oluyordu ama kurum kayıtlarındaki sigortalılıkları devam ediyordu. Çakışan sigortalılığın en yoğun yaşandığı dönem bu dönemdir. Belki abartılı örnek olarak görülebilir ama çalışmalarının işvereni tarafından kuruma bildirilmediğinden endişelenen sigortalı, gelecekte SSK.'dan emekli olmasına katkı sağlayacağını düşünen Bağ-Kur'lu, hatta çalışma gün sayılarının kurum kayıtlarından çıkmaması olasılığına karşı güvence olacağını düşünenler isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödemişlerdir. Sigortalılık süreleri çakışan bu insanlardan pek çoğu, o zamanki arşiv düzeni ve kurumlar arası hatta aynı kurumun birimleri arasındaki sağlıksız iletişim nedeniyle amaçlarına ulaşmışlardır.

Çakışan sigortalılıkla ilgili çelişkinin giderilmesi esastır. Sigortalının hangi sosyal güvenlik kurumundan ne şekilde emekli olacağı buna bağlıdır.

Yargıtay Kararlarına göre:

-Hizmetlerin çakışması her olay ve sigortalı için kendi durumu içinde değerlendirilmelidir. Ancak, sigortalının talebi ile koşullar arasında hayatın olağan akışı da dikkate alınarak uyumlu bir bağlantı kurulmalıdır.

-İsteğe bağlı sigortalılık için başvuruda bulunmasa da, düzenli prim ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek isteyenlerin sigortalılıkları geçerli sayılmalıdır.

Yargıtayın yerleşik görüşüne göre; insanların sosyal güvenliğinin önemsenerek, çoğu şekil şartlarının üstünde değerlendirilmesi, koşulların eksikliği halinde bile idarenin uyarmaması ve primlerin düzenli ödenmesi hallerinin kazanılmış hak niteliğinde olabileceği görüşü öne çıkmaktadır.

Aşağıda konu ile ilgili bir Yargıtay Kararı ile bu kararda sözü edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararını sunuyoruz.

       T.C.

         YARGITAY

Yirmibirinci Hukuk Dairesi

Esas No : 2003/11279

Karar No :       2003/10901

Tarih      : 25.12.2003

              • İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIĞIN TESBİTİ

              • ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

              • DÜZENLİ PRİM ÖDENMESİ

              • KAZANILMIŞ HAK

Özet: Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı dönem için, geçmişe yönelik prim ödemesi de yok iken, Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesi, davacı yararına kazanılmış hak yaratmaz.

(506 s. SSK. md. 85)

Davacı zorunlu SSK. sigortalılık süresi hariç, Kurum tarafından iptal edilen isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Davacı, zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi zorunlu sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde isteğe bağlı sigortalılığın geçerli olduğunun tesbitini istemiştir.

Davacı, 1.9.2001-24.7.2002 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigorta primlerini düzenli olarak ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini ortaya koyduğundan, davacının 1.9.2001-24.7.2002 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına karar verilmesi doğru ise de, davacının 30.9.1998-1.9.2001 tarihleri arasındaki (Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi zorunlu sigortalı geçen hizmetleri dışındaki) isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun değildir. Gerçekten, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 85'inci maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabii olarak çalışmamakta gerekir. Somut olayda ise davacı 1.1.1998 tarihinden geçerli olmak üzere isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş, 30.9.1998 tarihinden itibaren de Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 30.9.1998 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacı zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği 10.11.1998 tarihinden itibaren Yasanın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmamış, ayrıca, 24.7.2002 tarihinden itibaren tekrar zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamıştır. Öte yandan, davacı 10.11.1998-1.9.2001 tarihleri arasında isteğe bağlı sigorta primlerini ödememiş, başka bir anlatımla, düzenli prim ödemek suretiyle de isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini ortaya koymamıştır. Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 30.9.1998-1.9.2001 tarihleri arasındaki dönem için Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak yaratmayacağı ortadadır. (Kaldı ki, dosya içerisinde geçmişe yönelik prim ödemesi de görülmemektedir.) Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2002 gün ve E: 2002/1062, K: 2002/1098 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 25.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kararda söz edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı aşağıdadır.

–––––––––––––––––– l ––––––––––––––––––

YARGITAY KARARI

          T.C.

      YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas No : 2002/1062

Karar No: 2002/1098

Tarih      : 25.12.2002

Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.5.2002 gün ve 2001/1621 E., 2002/208 K. sayılı Kararın incelenmesi davalı kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8.7.2002 gün ve 5422-6582 sayılı ilamı ile; (... Davacının SSK.'na tabi zorunlu sigortalı olarak geçen hizmetleri dışında isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 85'inci maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmamakta gerekir. Somut olayda ise davacı 1.11.1989 tarihinden geçerli olmak üzere isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş, 6.3.1990 tarihinden itibarende SSK.'na tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 6.3.1990 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacı zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği tarihten itibaren Yasanın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmamıştır. Öte yandan, davacı isteğe bağlı sigortalı olduğu 1.11.1989 tarihinden itibaren 25.6.1997 tarihine kadar prim ödemesinde bulunmamış başka bir anlatımla düzenli prim ödemek suretiyle de isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini de ortaya koymamıştır. Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 6.3.1990 tarihinden sonraki dönem için 4247 sayılı Yasadan yararlanması mümkün bulunmadığı gibi Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak yaratmayacağı ortadadır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir ...)  gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı kurum vekili.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429'uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.12.2002 gününde yapılan 2'nci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.